ust_reklam
Gezi Yazıları

Moldova Gezi Yazısı

Avrupa’nın en minik ülkelerinden birinde 3 gün 3 gece düğün…

Doğu Avrupa’nın saklı kalmış minik ülkesi Moldova‘ya gelmek için buralı olan arkadaşım Aliona’nın kardeşi Simion’un düğün daveti muhteşem bir bahaneydi ve tarafımdan hemen değerlendirildi. Sizin böyle bir nedeniniz olmayabilir ama yine de Moldova’ya gelmek için birçok sebep var.

Çok turist çekmeyen Doğu Avrupa ülkesi olan Moldova’ya, vizesiz hatta pasaportsuz yeni kimliğinizle seyahat edebiliyorsunuz. Ülke yemyeşil, insanlar sıcakkanlı, Türkleri seviyorlar, şarapları efsane güzel ve ucuz, yemekleri bize çok benzer ve lezzetli, eğlence hayatı çok renkli ve sadece bir saatlik uçuşla ulaşılabiliyor.

Arkeolojik kazılardan da anlaşıldığı üzere ilk çağlardan beri yaşamın olduğu Moldova’nın oldukça zengin bir tarihi var. 1812 yılına kadar yaklaşık 300 yıl Osmanlı İmparatorluğu’na bağlı Boğdan Eyaleti egemenliği altında olan ülke ile bu sebepten olsa gerek çok ortak kültürel değerimiz var. SSCB’den ayrılıp özgürlüğünü ilan etmesi ise 27 Ağustos 1991.

Mimaride Sovyetler’den nasibini almış olan Moldova’nın başkentinde havaalanından şehre doğru ilerlerken kominizmin sevimsiz binaları bizi karşılıyor. 3.5 milyon nüfusu olan ülkede halkın büyük çoğunluğu kırsal kesimde yaşıyor. Şehirlerde yaşayanlar ise daha genç ve eğitimli kesim.

Moldova’da din Ortodoks Hristiyan çoğunluğuna aittir. Moldovaca diye bir dil olsa da SSCB’nin gelişiyle Kiril Alfabesi ile Rusça’ya geçiş zorunlu tutulunca bu dil yaygınlığını yitirmiş. Sovyetlerin dağılmasının ardından da Latin Alfabesi ile Romence ülkede ana dil olmuş. Rusça Romence karışık konuşuluyor. En önemli etkinliği ise Eylül sonu Ekim başı iki gün şeklinde kutlanan şarap bayramı.

Dünyanın en büyük şarap mahzenlerinin Moldova’da olduğu herkesçe biliniyor. Biz bu kilometrelerce olan mahzenlerden çok turistik olan Milestii Mici yerine adını içinde bulunduğu şehirden alan 122 km2’lik mahzene sahip olan Cricova’yı ziyaret ettik. Yeraltı yollarını rehber eşliğinde golf araçları ile gezerken şarabın üzüm halinden şişeye gelip, saklanmasına kadar olan yolculuğu ile ilgili bilgilendirildik. Yaklaşık 1.3 milyon şişe şarabın bulunduğu bu mahzen şehrin yer altında kendine özel bir kilisesi, alışveriş dükkanı, restoranları, konferans ve sinema salonu bulunuyor. Şampanya adını Fransa tescil ettirdiğinden halk arasında telaffuz edilse de buranın yetkilileri ısrarla ‘köpüklü şarap’ diye bahsediyor. Ve mütevazi olmadıkları kadar iyi köpüklü şarap üretiyorlar.

Ve gelelim size üç gün üç gece süren, tek amacın eğlence olduğu düğünden bahsetmeye. Gelin ve damadın Moldovalı olduğu bu düğüne ben erkek tarafının misafiri olarak katılıyorum. Düğünden önce kız ve erkek ayrı ayrı arkadaş gruplarıyla kına tadında bekarlığa vedalarını yapıyor. Düğün günü sabah 11:00’da kilise töreniyle başlıyor seremoni. Pederin yaptığı uzun dualar ve temenniler ile gerçekleşen birçok ritüel çok ilgimi çekiyor. Kilise töreninden sonra hazırlanıp düğünün olacağı salona gidiyoruz. Saat 17:00 civarı başlayan düğün, ertesi sabaha karşı 03:00 civarında bitiyor. Yaklaşık 10 saat aynı mekanda farklı aktivitelerle hiç sıkılmadan eğlencenin doruklarında geçiyor. Mış gibi değil her şeyin gerçek, her şeyin doğal olduğu bu düğün benim için çok enteresan bir deneyim oluyor. Ertesi sabah uyanınca göl kenarına giderek yöresel tavuk çorbası eşliğinde piknik yaparak eğlenmeye devam ediyoruz. Benim gibi misafir olan Alman konuklarla birlikte acaba sırada ne var şaşkınlığı işle geçiyor 3 gün. 🙂

Kendisine Katolik Avrupa tarafından Osmanlı ile savaşa girme cesareti gösterdiği için “Hristiyanlık Şövalyesi” verilen Boğdan Prensi Büyük Stefan, ölüm döşeğindeyken evlatlarına bıraktığı vasiyette “Belki de yakında himayeye muhtaç olacaksınız, kendinizi Türklere emanet edin, onlar adil ve merhametlilerdir.” dediği rivayet edilmektedir. Halk kahramanı olan bu Stefan Çel Mare’nin Topkapı Sarayı’nda bulunan kılıcının replikası Moldova Başbakanı’na teslim edilerek Moldova Halkı’nın gönlü alınıyor.

Başkent Kişinov’un en büyük bulvarına ve parkına da adı verilen Stefan Çel Mare aynı zamanda Romanya’nın da en büyük kahramanı.

Arkadaşımın yaşadığı şehir Calaraşi’de uçsuz bucaksız üzüm bağları, meyve bahçeleri,Cricova’da orta çağdaymış hissi veren şarap mahzenleri ve başkent Kişinev’de modern bulvarlar, çağdaş yapılar ile bir Rus romanı sürükleyiciliği içinde zıtlıklarla gidip geldiğim muhteşem bir seyahat oluyor benim için.Misafirperverlikleri ve candanlıkları için Radu Ailesi’ne sonsuz teşekkürler.

Yorum Yap

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

EN YENİ YAZILAR

Yukarı